ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

Referandum Arenası

Metin ERİŞ

26 Ağustos 2010, 11:26

Metin ERİŞ

Referanduma bir aydan az  kaldı. Bir taraftan çeşitli anketler yapıladursun, öte yandan siyasilerin konuşma seviyeleri her gün biraz daha düşmeye devam ediyor. Muhalefetin belli kesimi bunu bir Anayasa tadilâtının halka arzı oylanmasından ziyade bir genel seçim havasına sokarak sunuyor. Değiştirilmeye çalışılan maddelere temas etmeksizin varsa yoksa fakir fukara edebiyatından yolsuzluklara, hatta inanılması zor ama kalpazanlığa, vatan hainliğine atıfta bulunmaya kadar uzanıyor. Kısaca öylesine dilin kemiksizliğini ayan beyan ortaya koyan sözler ediliyor ki, bunun bumerang misali kendine döneceğinin hesabı yapılmıyor!.

Başbakanın konuşmaları için bir şey söylemiyorum. Zira söylemekten yoruldum. Artık sn Başbakanın konuşma üslûpsuzluğu, böylesi hitabetten nasibini almamış olanlar kemiyetinde neredeyse üslûp görüntüsü hüviyetini aldı! Fakat Brütüsvâri bir oyunla ana muhalefet partisi lideri kisvesi giydirilmeye çalışılan bir zat var ki konuşması sn Başbakana rahmet okutacak derekede! Endazesi hiç yok! Önce yolsuzluklarla yola çıktı. Fakat inandırıcılığı sağlayacak delil sunmaktansa "biz iktidara gelince" edebiyatına sığındı. İktidara gelmelerine şöyle bir bakıyorum, 1950 den beri ya darbelerle veya Güneş Motel oyununda en mütekâmil şekliyle ortaya konulan çeşitli oyunlarla veya ancak koalisyonlarla.

Neyse meselemiz bu değil. Yolsuzluk laflarından fırsat bulduğunda Anayasa değişiklikleri ile bir şeyler söylemektense ya "yargı kuşatılıyor" tekerlemesine veya fukaralık edebiyatına sığınıyor sn CHP Genel Başkanı. Fakirlik edebiyatı yaparken "havuzlu villalarda oturmayacak kadar" fakir ve samimi olduğundan dem vuruyor. Ama sonra tıpkı kendisi gibi biri araştırıcılık görevini üstlendiğinde bir de bakıyorsunuz ki 7 adet olduğu söylenen gayrimenkul mal varlığına bir de havuzlu villa eklenmiş!. Cevap mı? Efendim "havuzun müşterek de!" gibi eveleme geveleme laflar. Eee ne yapalım bumerang bu, döner dolaşır sahibini bulur!

Bu noktada, AKP iktidarının suiistimal içinde yüzmediğini veya yâranlarına birçok konuda arka çıkarak müşterek menfaatler sağlamadığını söylemiyorum. Ama bunların ispat yolunun elinizdeki delillerle yargıya başvurmaktan geçtiğini ve "biz iktidara geldiğimizde" söyleminin nakarat olmaktan öte bir anlam taşımadığını söylüyorum. Üstelik bir de tabiatıyla sizin benzeri iddialardan vareste olmanız gerekir. İşte bu iddialar gündeme geldiğinden kendime sorduğum bir soruyu hatırladım. Yıllar önce bir İşveren Sendikasındaki ikinci başkanlığım sırasında çokça konuşulan ama AKP yetkililerince bir türlü gündeme getirilmeyen konuydu bu. Sn Kılıçdaroğlu'nun SSK genel müdürlüğündeki yolsuzluk iddiaları üzerine acaba neden gidilmiyordu? Oysa o yıllarda SSK'da yapılmakta olan yolsuzluk söylentileri ayyuka çıkmakla kalmamış sn Kılıçdaroğlu genel müdürlüğe geldiklerinde hâlâ artı değerleriyle elle tutulur vaziyette olan Kurum, 1992 yılından itibaren her yıl belli rakâmlarda zarar etmeye başlamıştı. 1998'de görevden ayrıldığında ise, Kurumun devlet katkısı olmadığında SSK emeklilerinin maaşlarını nasıl ödeyebileceği sorgulanmaktaydı. Altı yıl içersinde ortaya çıkan bu hususlar o yıllarda çok konuşulanlardı! Ama AKP konun üzerine gitmiyordu! O halde bu iddialar ya toplum olarak meraklı olduğumuz dedikodulardı veya vakıa!

****

Referandum yolunda anlamakta zorlandığım hususlardan biri, bunun bir parti taassubu haline getirilmesi. Yani vicdanlar zincir vurulmaya çalışılması. Şu veya bu parti mensubu olabilirsiniz. Partiniz şu yönde bir karar almış olabilir! Ama aklınız ve vicdanınız size "evet" yahut "hayır" oyu kullan diyorsa neden kendinizi lider hegemonyasına veya takım bağnazlığı davranışına teslim edesiniz! Tabiatıyla bu demokrasiye cidden inanılmasına bağlı bir sorudur... Son günlerde parti genel merkezleri veya lider bağımlısı kurumlar, kişilere şahsiyetlerini kullandırmama savaşı veriyorlar. İnandığımsa, her zaman dile getirmeye çalıştığım gibi, halkımızın siyasi parti yöneticilerinden veya vesâyet saplantısı içindekilerden daha demokrat olduğudur. Yıllar, bütün seçim süreçlerinde bunu ispat ediyor ama ne yazık ki siyasete soyunanların vasıfları halkının öz değerlerinin çok gerisinde kalmış görünüyor!

Referanduma sunulan değişiklik paketinin yeterli olmadığını, Anayasa'nın baştan itibaren ele alınması gerektiğini ve bunun için de AKP iktidarının işi ağzına yüzüne bulaştırdığını tespit ettikten sonra, bu sınırlı değişikliklere "hayır" diyenlere şöyle bir bakalım. CHP zihniyetini 1950'li yıllardan beri tanımakla kalmayıp üzerinde çalışmalar yapmış biri olarak söylemeliyim ki, CHP eğer evet deseydi çok şaşırırdım. Çünkü o yapının temelinde sadece kendi saplantılı kimliği vardır! Halk mı? O derinliği ile ilgilerinin bulunmadığı sadece isimlerindeki kelimelerden biridir! Arada birileri bazı kademeleri aşarak partiyi halka yaklaştırmaya kalkarsa, işte o zaman bay Sav gibi biri devreye girerek partiyi "söylemler partisi" hüviyetine tekrar oturmakla mükelleftir!... Neyse CHP bir tarafa diyordum, kiii CHP kendi içindeki samimiyetsizliği bir de sn Deniz Baykal ve ekibinin propagandaya katılmalarını genelgeyle yasaklayarak ortaya koyacaktı... Eh tam da CHP'e yakışan demokratlık buydu. Ben, pes(!) bile demiyorum.. Bu durum DP için de geçerli. Çünkü onların başında Demirel'in gölgesi bulunmaktadır ve sn Demirel "darbelerde şapkasını alıp giden biridir." Fakat MHP ve BDP anlamakta doğrusu insan zorlanıyor. Kala kala şu ifadeler kalıyor onlar için. Parti Taassubu, saplantı ve karşı tarafın daha büyüyeceği korkusu!

Peki 12 Eylül Darbesinde, doğrusu ve yanlışı ile" en fazla zarar görmüş olan bazı STK'lar ile DİSK, KESK gibi toplum örgütlerinin anlayışına ne demeli! KESK'in samimiyetsizliğinin ve meseleye saplantılı bakışının delili, müzakere masasından kalkıp Toplu Görüşme değil 12 Eylül sonrasına Toplu Sözleşme talebinde bulunmasıdır! Görülen meselenin esasında inanılanlar değil ideolojik çıkarların ve saplantıların bulunduğudur! Ve referandumun iktidara karşı olmak zeminine çekildiğidir. Yoksa değiştirilmek istenilen maddelerle, kendi lehlerine olsa da fazlaca ilgileri yoktur!

Kısaca bu referandum da ortaya çıkardı ki, değişmeyen liderler, liderler hegemonyasının şekillendirdiği parti zihniyeti ve meseleleri kendi yapıları içinde değerlendirmektense fanatizme saplanarak ele almak ülkemizdeki siyasi yapının temel unsuru haline gelmiştir!.. Oysa olması gereken Anayasanın bazı maddelerinin değil, sivil ve demokrat bir yapıya kavuşmak için Anayasanın bütününün ve tabiatıyla bağlı olarak partiler ile seçim kanunlarının değiştirilmesine de cesaret edilmelidir. Fakat en önemlisi siyasetçilerimizin halkın sağduyusunda şekillenen demokrasi anlayışı yönünde bir zihniyet değişikliğine sahip olmalarıdır. Yoksa siyaset arenasında düşmanlıklar, dostluk ve tahammül sınırlarını aşmaya devam edecektir.

Bu haber 355 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
Bir Bilge İnsan30 Ocak 2012

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

GALERİ

Tüm haber yazıları ve içerikleri Son Nokta Gazetesine aittir. Kaynak belirtilmeden kullanımı yasaktır.
RSS Kaynağı

Web Tasarım: Gebze Tasarım

Altyapı: MyDesign