ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

İnsan Hakları Üzerine Söylence

Metin ERİŞ

22 Ocak 2012, 12:31

Metin ERİŞ

İnsan hakları konusu gündeme geldiğinde birilerinin bu kavramı, farkında olarak veya olmayarak, o süreçte müşir fikrin etrafındaki örgü gibi kullanmaya çalıştıkları görülür. Böylece çağlar boyu coğrafya değiştirerek süren "hâkimiyet" unsuru da, son dönemlerde eline geçirdiği "insan hakları" kavramını kendi çıkarları yönünde, rahatlıkla, kullanma imkânını elde etme kolaylığına kavuşuverir.
Oysa insan olmak bizatihi kelimenin içinde mündemiçtir ve hak ile sorumlulukları bünyesinde taşır. Kısaca kişi, doğuşundan itibaren Yaradan'ın kendisine vermiş olduğu tabii haklarla ve zaman içerisinde de, yaşadığı çevreden hareketle, sosyal yapı içinde sorumluluklarla mücehhez olur.
Bu, tabii bir hak ve sorumluluklar döngüsüdür. Fakat zaman ve toplum yaşayışı, genel mahiyetteki hak ve vecibelere bir takım kısıtlar getirmekle kalmamış, bu kısıtların belli zümrelerin çıkarlarına kullanılmasına da yol açtığı çok olmuştur.
Hatırlanırsa insan hakları kavramı, çıkar çatışmalarının derin izler bıraktığı Batı dünyasında doğmuştur. Kavramın Batı kaynaklı olması tabiidir ve sebebi de gayet basittir. Zira sadece sosyal ihtiyaç değil, ona yön veren siyasî yapı da bunu zorunlu kılmıştır. Geriye dönüp Batı'nın sosyal tarihine baktığımızda görülecek olanlar "mezhepler arası çatışmalar, feodalite, Kilisenin mutlâk mahiyetteki hâkimiyeti, zulüm ve işkencelerle dolu derebeylikler ve nihayet sınıflar arası çatışmalar" seyridir.
Böylesi çekişmeler ve çatışmalarla dolu yapının temelindeki unsursa, hâkimiyet ve çıkar bölüşümüdür! Dolaysıyla yapı çoğunluk nezdinde yeni doğan talep ve istekleri, bir başka ifadeyle "hak arayışlarını" gündeme getirecekti. Nitekim öyle de olmuştur. İktisadî olarak güç kazanan orta sınıf, kendi hak ve özgürlüklerini aramak üzere başkaldırmıştır. Talepse "hak, adalet ve eşitlik" dir.
Bu başkaldırının kime karşı başlatıldığı dikkatle üzerinde durulması gereken bir başka noktadır. Zira ülkemizin Batılılaşma arayışlarında, temel tespiti doğru yapmamış olmak, birçok yanlış değerlendirmelere yol açmıştır. Neyse konumuz o değil! Başkaldırının hedefinde Kilise vardır. Yani yüzyıllar boyu despotizmin kalesi hüviyetini iktisap etmiş dinî bir yapıya karşı başkaldırılmaktadır!
Haykırılansa bütün insanların, insan olarak yaşama ve beraberinde düşünme haklarının bulunduğu, dinlerini seçmekte serbest oldukları, Kilise dogmalarına karşı olduklarıdır. Başlangıcı bir fikir akımı halindedir. J.J. Rousseau'nun yayınladığı Sosyal Sözleşme adlı eseri, başlangıçta ortaya atılan tepkilerin hâsılası gibidir. 1776 tarihli Philadelphiya Bildirisi, 1789 tarihli Fransız İhtilâline bağlı olarak Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirileri Batı dünyasındaki harekette birer basamaktır. Zulme karşı hürriyet, güvenlik ve mülkiyet hakları söz konusudur. Temelinde ise eşitlik talebi bulunmaktadır..
Bazen, yerine "temel haklar", "temel özgürlükler" gibi terimlerin de kullanıldığı kavramda milletlerarası teamül veya buna alışkanlık da diyebiliriz "insan hakları" yönündedir. Tarifi ise genelde; "insan hakları, kişilerin tek tek kişilerle ve tüzel kişilerle ve iktidarlarla ilişkilerinin kurallarla düzenlenmiş imtiyazlarıdır." Dikkat edilirse "imtiyazlar" kelimesi kullanılmaktadır. Bu bir anlamda "ayrıcalıkları" ifade etmektedir. Bunu belirleyenler ise devlete ait egemenliği kullanan iktidar mensuplarıdır.

Bir başka ifadeyle, hakları tesis eden toplumun bizatihi kendisinin seçtikleridir, dolayısıyla toplum hukukudur. Bu noktada ortaya çıkan gerçek, devlet ve iktidar arasındaki ilişkilerin "insan hakları" kurallarını da belirlemekte oluşudur. Yine farklı bir ifadeyle, insan hakları konusu kurallaşırken kişilerin ve iktidarın kendilerine bazı sınırlamalar getirmek ihtiyacı ile karşılaştıklarıdır. İlk harekette odaklanılan sonuç ihtilâldir ama varacağı nokta "millî irade" olacaktır.
****

Şimdi bütün bunları niye yazdın diye okuyucudan bir sual geldiğini duyar gibiyim. Cevabı basit... Gerek ülkemizdeki bazı olaylara, gerekse dünya genelinde yaşananlara baktıkça, bütün akademik olarak söylenenlerin sadece söylence(!),-bu kelimeyi kasten kullanıyorum-, mahiyetini aşmadığını bir kere daha tespit etmenin sıkıntısını duyuyorum da ondan.

Bu haber 451 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
Basın Toplantısı Mükemmeldi, Bir Ayrıntı Hariç !18 Mayıs 2012

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

GALERİ

Tüm haber yazıları ve içerikleri Son Nokta Gazetesine aittir. Kaynak belirtilmeden kullanımı yasaktır.
RSS Kaynağı

Web Tasarım: Gebze Tasarım

Altyapı: MyDesign