ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

Daldan Dala

Metin ERİŞ

14 Ekim 2011, 11:22

Metin ERİŞ

Devletin milletin hizmetinde olduğu unutulmamalı ve devlet, hesap soran değil hesap veren olmalıdır. Vesayeti örtülü bir şekilde başka organlarca sağlamak yerine, yetkiyi açıkça halka tevdi eden bir anlayış hâkim olmalıdır." Bu söylenilenler çeşitli zeminlerde ve hemen bütün partilerin, bazen kılıflı, bazense kılıfsız dile getirdikleri sözler değil mi?
O halde! Buna rağmen, hemen her kesimin ister göründüğü yeni sivil Anayasanın şekillenmesinde yine parti saplantılarının aşılıp aşılmayacağını zaman gösterecektir.
Fakat ben, her Anayasa, hele hele sivil Anayasa, lafı gündeme geldiğinde acıyla bizim aydınımızdan hareketle halkımıza kadar intikal etmiş olan bir samimiyetsizliği gözlüyor ve üzülüyorum.
Anayasa konuşulmağa başlandığında hemen herkes, bilen ve bilmeyen, 1982 Anayasasını yerden yere vurmağa başlıyor ve ne kadar hak ve hukuk dışı olduğunu anlata anlata bitiremiyor.
Unutulansa, hadi o Anayasanın halka sunulduğunu ve referandumda %94,6 evet oyu aldığını göz ardı edelim, çeşitli zaman dilimlerinde %50'sininden fazlasının halkımızca seçilmiş Milletvekillerinin oylarıyla değiştirilmiş olduğudur.
Ayrıca o Anayasanın yapılmasındaki amir hükmün 12 Eylülü hazırlayan ve devlet idaresinin hemen her kesiminde büyük bir laçkalığa sebebiyet vermiş1961 Anayasasına karşı tepki halinde yapıldığı ve ne yazık ki, yine Kurucu Mecliste bulunan âkil adamlarca hazırlanmış ve hepimizce, özellikle aydınlarımızca, alkışlarla karşılanmış olduğunun unutulmasıdır.
Darbe Anayasası mı dediniz? Peki ya o zaman 1961 veya 1971 de başlayan tadiller neyin nesiydi! Onlar neydi? Söylemek istediğim aydınımızın samimiyetsizliği ve de "gününe göre" hareket ettiğidir. Tabiatıyla istisnalar var ama ya geneli!..
Sözü hiç 12 Eylül Darbesine getirmek istemem ama o günleri hatırlayıp ellerini vicdanlarına koyabilenler, bir askeri darbenin kurtuluş olacağını düşünmediklerini söyleyebilirler mi?
Hatta, cani yananlar hariç, sonrasında da alkışlamadıklarını!.. Sonrasındaki hasır altı edilen zulümdenbahsetmiyorum. 1970'li yıllardan başlayarak 1980'nin 11 Eylülüne uzanan süreçten, şu veya bu şekilde içine sürüklenilmiş iç savaş eşiğinde oluştan söz ediyorum...
Bir başka açıdan bakarsanız, hep keser gibi kendine yontanlardan veya hep "ak kaşık" rolüne soyunanlardan söz ediyorum.
Dünden bugüne çok şey değişti ve değişmeğe de devam edecek ama galiba bir istisnası ile "aydın sıfatını kendilerine takmış okumuş-yazmışlarımız" dışında!..
Tıpkı Kürt, Alevi veya inanmış-inanmamış meselelerinde olduğu gibi..
Bu ikili oyundan vazgeçmelerinin şıkkı olarak da meselâ diyorum, "bakın yargı organları da Cem Evlerinin ibadethane olduğuna dair bir karar vermiş olduğu ortamda, var mısınız 1930'lı yıllarda kapatılmış olan Tekke ve Zaviyelerin açılması, zaten açıktan açığa var ama kanunen yasak olan Tarikatların serbest bırakılmasına dair bir kanun teklifi verelim? Ve de bunu Meclisten geçirelim!..
Konuların iç içe girmişliği içerisinde bir de dışarıdan bir örnek üzerinde durmak istiyorum. Konuyu hiç tartışmaya bile ihtiyaç olduğu kanaatinde değilim.
Hadi dünü unutarak, yani Batılıların Osmanlı üzerinde çok yönlü, hatta bazen müttefik olarak kendi aralarında bile birbirinin kuyularını kazdıklarını göz ardı ederek, sadece şu Filistin meselesindeki çifte standardına bakalım.
Bu bile Batılı siyasetin karakteri(!) hakkında bilgi sahibi olmaya yetmez mi dersiniz? ABD ve onun başkanı Obama mı? Daha bir yıl önce, ikili devletten ve Filistin'in devlet statüsünden söz etmemiş mi idi?
Tabiatıyla "dün dündür, bugünse bugün." Kusura bakmayın bu büyük laf ABD'de önemli bir eğitim süreci geçirmiş olan"Çoban Sülümüzü" hatırlatıverdi bana. Sanırım böylece kaynaklık edebilecek eğitimin nelere kadir olduğu belgelenmiş oluyor!
Söz çıkardan açılınca bay Sarkozy'i atlamak mümkün değil. Fransa da gelecek seçimlerde Cumhurbaşkanı adayı olması halinde seçilmesi büyük ihtimal dâhilinde olan eski İMF başkanın başına gelenleri hadi unutalım ve o kendi iç meseleleriydi, diyelim.
Peki Libya konusunda! Kaddafi'yi beğenirsiniz beğenmezsiniz, adamın başına çorap örmede başrolü oynadıktan sonra, vakta ki olayların Türkiye lehine geliştiğini gör, apar topar Başbakanın ziyaretinden bir önceye randevu ayarlayıver!.
Buna tiyatro dilinde "rol çalma" derler ama çocukların beğenilmemeleri halinde yaptıkları ağıtlara benzetmek daha doğru olur gibi geliyor bana! Tabii asıl olan Batının siyasî ahlâkının kimlerce belirlenmekte olduğudur..
Neyse ki geçmiş yıllardaistisnalar dışında, dış politikamızda sürgit devam etmiş olan Batı yönlü bağımlılıktan ve hayranlıktan azat olma halinin artık günümüz Türk dış politikasında biraz daha müessir olmağa başladığıdır. Ve bu hiç değilse biraz da olsa tesellidir...

 

Bu haber 119 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
Basın Toplantısı Mükemmeldi, Bir Ayrıntı Hariç !18 Mayıs 2012

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

GALERİ

Tüm haber yazıları ve içerikleri Son Nokta Gazetesine aittir. Kaynak belirtilmeden kullanımı yasaktır.
RSS Kaynağı

Web Tasarım: Gebze Tasarım

Altyapı: MyDesign